| ana sayfa | |
|
ÇEVRE YÖNETİMİ, ÇEVRE HUKUKU VE YARGI* Dr. Derviş Yüksel - Akdeniz Rüzgarı Birliği YK Üyesi Çevrebilim doğa yasalarının ortaya konmasıdır. Ortaya konan ilke ve talepler Sivil Toplum Örgütlerinin ve çevreci aydınların uydurması değil bilimin günlük yaşama aktarılmasıdır. Çevre sorunlarının çözümü için çevre yönetimi gereklidir. Çevre politikalarının uygulama aracı olarak tanımlanan ve çevrenin korunması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi faaliyetlerinin tamamını kapsayan çevre yönetimi siyasi erki gerektirir. Çevre yönetiminin klasik genel yönetim yapısı içinde etkin olması olanaksız görülmektedir. Çevresel değerlerin sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen çevre yönetim anlayışıyla yönetilebilmeleri, uluslararası düzeyde geliştirilen ortak çevresel politikaları, ulusal düzeyde ise çevre sorunlarının analizinden ortaya çıkan bütüncül çevre yönetim modellerinin uygulamalarını gerektirmektedir1. Bilimsel olanın; bir ülkenin çevre konusundaki tercih ve hedeflerinin belirlenmesi demek olan2 çevre politikası olarak yürütme erki tarafından, benimsenmesi; Yasama erki tarafından yasal hale getirilip insanın doğal ve yapay çevresini oluşturan öğeleri koruyan, geliştiren ve onların hukuksal durumlarını düzenleyen hukuk dalı demek olan3 çevre hukukuna dayanak oluşturması gereklidir. Yürütme, bilime dayanan çevre politikalarını uygulamak yerine, baskı gruplarının ve güç odaklarının isteklerini uygularsa çevre korunamaz. Bu durumda çevre hukukunun uygulanmasındaki güzergahı yurttaş insiyatifi ile yargı işaret etmek durumunda kalır. Çevrebilimin politika ve hukuka yansıtılması çevre politikalarının ve çevre hukukunun esasını oluşturan, Sürdürülebilir Kalkınma, Önleme ilkesi, İhtiyatlılık İlkesi, Kirleten Öder İlkesi, Bütüncül Yaklaşım, Uzun Erimli Planların Desteklenmesi, Kuramların Etkili Uygulamalara Dönüştürülmesi, Çok Ortaklı Çevre Yönetimi, ve Etik Sorumluluk Bilinci gibi önemli ilke ve kavramları ortaya çıkarmıştır 4. Özellikle küçük adaların sürdürülebilir kalkınması bu temel ilke ve kavramların uygulanmasına ve bu uygulamaların yurttaş insiyatifi neticesinde yargı tarafından denetlenmesine bağlıdır. Çünkü çevrenin korunarak geliştirilmesi ve tahribatının önlenmesi çevre yönetiminde “kamu yararı” ilkesinin benimsenmesini gerektirmektedir. Çevre yönetimini de üstlenen Yürütme kamu yararı için vardır ve eylem ve işlemlerinde toplumun büyük bir kesiminin ya da tümünün yararını kollamaya dönük temel genel hedefleri belirlemekle yükümlüdür. Çevreyi koruma ve geliştirmenin kamu yararına olduğunun benimsenmesi, çevrenin koruma ve geliştirme görevinin devlet tarafından “kamu hizmeti” olarak yükümlenilmesi sonucunu doğurmuş, günümüzde kamu hizmeti tanımının genişlemesine neden olmuştur. Kamu hizmeti, toplumun ortak gereksinimlerini karşılamak ve toplumsal yaşamı düzenlemek, toplumu yönetmek üzere yetki verilen kamu otoriteleri tarafından yürütülen görevler olarak tanımlanmaktadır5. Kamu yönetimi kamunun gereksinimlerini karşılamak için topluma ya da toplumu oluşturan çeşitli kümelere, ya da bireylere hizmet götürür. Bu hizmetleri düzenlerken, bireyleri değil, bireyin içinde yer aldığı toplumu, ya da toplumun bir kesimini dikkate alır. Toplumsal çıkarla bireysel çıkar çatıştığında, kamu yönetimi toplumsal çıkardan yanadır. Kamu hizmetleri bir kamu kurumunun ya kendisi tarafından ya da yakın gözetimi altındaki bir özel girişim eliyle yürütülür6. Dünya hukuk literatürü, yurttaş insiyatifi neticesinde, kamu hizmetini yerine getirmekten aciz kalarak kamu yararını koruyamayan yürütme erkinin, yargı tarafından nasıl durdurulduğunun örnekleri ile doludur. Türkiye deki yargı, bu açıdan çarpıcı ve önemli kararlar alabilen örnek gösterilebilecek bir yapı sergilemektedir. Bu konudaki örnek olaylardan en öne çıkanlar çok uzun bir süreç ve mücadeleye sahne olan Bergama altın madeni örnek olayıdır. Yörenin jeolojik ve coğrafi durumu, sodyum siyanür kullanılmasının 20 ile 50 yıl süre ile yöre sakinlerinin yaşamına yönelik risk oluşturması gibi nedenlerin dayanak olduğu kararla, Çevre Bakanlığının Eurogold altın şirketine verdiği faaliyet izni Danıştay 6.Dairesinin (ve İzmir 1.İdare Mahkemesinin) 1997/1998 yılında aldığı kararlarla iptal edildi. Yörede yaşayan 9 köylü yurttaş ve dönemin Belediye Başkanı Sefa Taşkın, 25 Eylül 1998 gününde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptıkları başvuruyla, yaşam haklarının (m.2), özel yaşama saygı hakkının (m.8), adil yargılama ilkesinin (m.6) ve etkin/etkili yargılama hakkının (m. 13) ihlal edildiğinin bulgulanmasını istediler. Mahkeme, 10 Kasım 2004 de Sözleşmenin 6. ve 8.maddelerinin ihlal edilmiş olduğuna, Sözleşmenin 2. ve 13. maddelerine yönelik başvuruların ayrıca incelenmesine gerek olmadığına ve her bir başvurucuya 3000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Diğer bir davada ise, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), siyanürlü altın madenciliği yapan Normandy Madencilik Şirketi'nin faaliyetlerini Türkiye'de durduramayan Bergama'dan 315 kişinin açtığı davada Türkiye'yi toplam 950 bin avro (yaklaşık 1 milyon 520 bin YTL) tazminata mahkum etti7. Muğla koylarının korunmasını içeren 2007 yılı başında alınan danıştay kararı, Bodrum Deniz Ticaret Odası Başkanvekili Arif Yılmaz'ın, deniz ve yat turizmine büyük darbe vuracağı gerekçesiyle, ormanlık alanlara arazi tahsisinin iptali için açtığı dava sonuçlandı. Muğla Bölge İdare Mahkemesi'nin verdiği yürütmeyi durdurma kararı, Danıştay 6'ncı Dairesi'nce onandı. Bodrum'dan Fethiye'ye kadar uzanan kıyı bandında bulunan sekiz koy şimdilik kurtarılmış oldu8. 1998 yılında turizm amaçlı orman alanı tahsis işleminin iptali isteminde çevreyi koruma derneklerinin tahsis sahasında dava açma menfaatlerinin bulunmadığı hakkındaki alt mahkeme kararını bozan Danıştay Sekizinci Dairesinin 2243 sayılı kararı Türkiyede Sivil Toplumun mücadelesi açısından önemli bir temel taşı oldu9. Sınırları içinde deniz kaplumbağası üreme merkezi ,1993 yılında Doğal Sit alanı ilan edilen Dragon Sazlığı bulunan, çok sayıda kuş türünün barındığı, turizme açılmasının bölgenin tamamen yok olması sonucunu doğuracağı, sit alanı statüsünden çıkartılmasında kamu yararı olmayıp rantçıların yararının bulunduğu, Dikilitaş ve Pullu Milli Parkları alanında, İçel-Anamur Mamure Kalesi Turizm Merkezi ilanına ilişkin bakanlar kurulu kararı Anayasa'ya, Yasalara ve Kamu yararına ve mevzuata aykırı olduğu gerekçesi ile 1999 yılında 6104 nolu kararla Danıştay altıncı dairesince iptal edildi10. Türkiyede kuvvetler ayrılığı ilkesinin en önemli boyutunun Yargı olduğu ve yurttaş insiyatifi neticesinde kamu yararını, yürütmeyi durdurma kararlarıyla korumaya çalıştığı yukarıdaki örneklerle açıkça görülmektedir. Türkiyede Yargı rüştünü ispat etmiştir. Gelinen noktada sorun, içtihada konu olabilecek bu ve benzeri örnek olayların, kamu hizmetini yerine getirmekten aciz kalarak kamu yararını koruyamayan yürütme erkinin, yasa dışı eylemlerinin durdurulmasında çevre hukukuna kaynaklık eden bir unsur olarak KKTC Hukuk sisteminde yerini alıp almayacağı olmaktadır.
Notlar: 1. Algan, Nesrin, (1995), Bölgesel Çevre Yönetiminde Model Arayışları: Akdeniz, T.C. Çevre Bakanlığı, Ankara,. 2. Keleş, Ruşen-Hamamcı, Can, (1997), Çevrebilim, 2. Baskı, İmge Kitabevi, Ankara. 3. Hamamcı, Can (1983), Çevre ve Hukuk, AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara. 4. Yüksel, Derviş, (2003), Kuzey Kıbrısta Çevre Yönetimi A.Ü., Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyal Bilimler Çevre Anabilim Dalı, Basılmamış Doktora Tezi. 5. DPT, (2000), Kamu Yönetimi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Devlet Planlama Teşkilatı Yayını, Ankara. 6. TODAİE, (1998) Kamu Yönetimi Sözlüğü, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Yayınları, Ankara. 7. Av. Noyan Özkan ve Zelal Ayman,(2004) Bergama Köylülerinin Mücadelesi ve Türkiye’de Kadın Hareketi, İstanbul Bilgi Üniversitesi,Sivil Toplum Kuruluşları, Eğitim ve Araştırma Birimi,İstanbul. 8. Mimarist Haber, Koylara Danıştay Kalkanı,www.mimarist.org,1 Mart, 2007. 9.,10.,TC Danıştay Başkanlığı, Danıştay Bilgi Bankası, www.danistay.gov.tr, 22 Ağustos, 2007.
* 26 Ağustos 2007 Pazar gün Kıbrıs Gazetesi Konuk Yazar köşesinde yayınlanmıştır. |
|